YABANCILARIN ÇALIŞMA İZİNLERİ DANIŞMANLIK » YAYINLANMIŞ ÇEŞİTLİ KONULAR
YABANCILARIN ÇALIŞMA İZİNLERİ DANIŞMANLIK

YAYINLANMIŞ ÇEŞİTLİ KONULAR


NÜKLEER ENERJİ

ENERJİ ÇEŞİTLERİ
NÜKLEER ENERJİ
Bir elementin kimyasal özelliklerini taşıyan en küçük parçasına atom denir. Nükleer enerji atom çekirdeklerinin parçalanması sonucunu elde edilen bir enerji türüdür. Atom çekirdeklerinin parçalanması ile büyük bir enerji açığa çıkmaktadır. Atom çekirdeğinin zorlanmış olarak parçalanması (Fisyon) ve Atomik parçacıkların birleşme reaksiyonu (füzyon) tepkimeleri ile elde edilen bu enerjiye “çekirdek enerjisi” veya “nükleer enerji” adı verilmektedir. Nükleer reaktörler nükleer enerjiyi elektrik enerjisine dönüştüren sistemlerdir.

Temel olarak fisyon sonucu açığa çıkan nükleer enerji nükleer yakıt ve diğer malzemeler içerisinde ısı enerjisine, bu ısı enerjisi de kinetik enerjiye ve daha sonrada jeneratör sisteminde elektrik enerjisine dönüştürülür. Nükleer santrallarda kullanılan yakıtın temin edilmesinde ve saklanmasında avantajları bulunmaktadır, 1000 MWe üreten bir nükleer santral her yıl yaklaşık 30 ton (7 m3) yakıt tüketir. Nükleer santrallerde kullanılan yakıtlar, 10-20 yıl süre ile santral sahasında saklanacaklardır. Bu dönemde aktivitelerinin %98′inden fazlasını kaybedeceklerdir. Asıl sorunu oluşturan uzun ömürlü radyoaktif maddeler de camlaştırılacak, camlaştırılan bu maddeler de kademeli koruma mantığı çerçevesinde kurşun, beton ve korozyona dayanıklı kaplar içine konulacak, bu kaplarda jeolojik olarak kararlı bölgelerde yerin yaklaşık 1.000 m altında hazırlanacak beton zırhlı galerilerde saklanacaktır.

Fosil yakıtlı, özellikle kömür santrallerin, çevre etkisi nükleer santrallerle kıyaslanamayacak ölçüde olumsuzdur. Tam tersine, nükleer santraller, çevre etkisi bakımından tercih edilmesi gereken bir seçenektir, normal işletme koşulları altında çalışan nükleer reaktörler, dışarıya verebilecekleri en fazla radyoaktivite, normal doğal radyasyon seviyesinin %0,1-1′i ile sınırlandırılmıştır, pratikteki durum ise bu sınırların altındadır. Diğer yandan nükleer enerjinin çevreye verdiği etki az olmasına rağmen Çernobil patlaması sonucu oluşan atıklar binlerce insanın ölmesine, binlerce insanın sakat kalmasına yıllarca onarılamayacak çevre felaketlerinin ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Bu tür karşılaştırmalar yapılırken olağan dışı durumlarda göz önünde bulundurulmaldır. Elektrik enerjisi arz ve talep projeksiyonlarına bağlı olarak, 2015 yılından başlayarak yaklaşık 5.000 MW gücünde nükleer santral kapasitesinin işletmeye alınması planlanmaktadır. Bu amaçla 5710 sayılı Nükleer Güç Santrallerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun (2007) çıkartılmıştır. Nükleer güç santrallerinin kurulmasına ilişkin süreç devam etmektedir.

Ülkemizde Mersin-Akkuyu’da kurulması planlanan Türkiye’nin ilk nükleer santralinin lisansı alınmış olup, Sinop için lisanslama çalışmaları devam ettiği bildirilmektedir. Dünyada işletmede olan santralların sayısı 442 adet olup bu işletmelerin net gücü: 356.746 MW(e) dir. Bu nükleer santrallerden üretilen Toplam Enerji 2544 Twsaattir. Üretilmiş olan bu nükleer enerjinin toplam enerjiye oranı: %16 durumundadır.

Dünyada inşa halindeki santralların sayısı 35 adettir. Dünya elektrik enerjisi üretiminin %80′inin yenilenemeyen kaynaklardan, %19′u ise hidrolik kaynaklardan sağlanmakta, rüzgar, güneş, jeotermal, biokütle gibi yenilenebilir kaynakların payı ise %1’in altında kalmaktadır.

nükleer enerji,enerji çeşitleri,





Atık Akümülatör Geri Kazanım ve Geçici Depolama Alanlarının Özellikleri

Atık Akümülatör Geri Kazanım ve Geçici Depolama Alanlarının Özellikleri
Atık akümülatör geri kazanım ve geçici depolama tesisleri için aşağıdaki şartlara uyulur:
-Tesiste giriş bölümü, atık akümülatör kabul ünitesi, atık akümülatör proses sahası ve diğer çalışma bölümleri bulunması,
-Tesisin atık akümülatör nakliye araçlarının giriş çıkışına uygun olması,
-Tesisin çevresinin koruma altına alınması, giriş ve çıkışın denetlendiği bir çit veya duvar olması, alana personelden başkasının izinsiz girmesinin yasaklanması,
-Tesis alanının atık akümülatörle temasta olan kısımlarında zemin geçirimsizliğinin sağlanması, bu amaçla, kalınlığı en az 25 cm olan betonarme veya asfalt zeminin yapılması ve duvarların aside karşı dayanıklı malzeme ile kaplanması,
-Sızdırma ve akıntı yapmayan atık akümülatörlerin en fazla beş adedi üst üste konulması, sızdıran akümülatörler in sızdırmaz polipropilen kaplarda muhafaza edilmesi,
- Atık akümülatörlerin içinde bulunan asitler için asit nötralizasyon ünitesi veya gerekli arıtma üniteleri bulunması,
- Atık kabul alanı ve işletme alanının yağmura karşı korunması,
-Tesis içinde meydana gelebilecek döküntü ve sızıntıları önlemek amacıyla gerekli tertibat ve emici malzemelerin bulundurulması ve bu malzemelerin tesis içinde kolay şekilde kullanılabilmesini sağlayacak uygun noktalarda depolanması, zorunludur.

Atık Akümülatör Geri Kazanım ve Geçici Depolama Alanlarının Özellikleri,





Dünyada Su Tüketimi

Dünyada Su Tüketimi
1900 yılına kıyasla su tüketimi dünyada 10 kat artmıştır. 2025 yılında su tüketimi ise; tarımda %17, sanayide %20 ve evsel tüketimde %70 artacaktır. Su tüketimi çok hızlı bir şekilde artarken dünyada çevre kirliliği ve sanayileşmeden dolayı temiz su kaynakları hızla azalmaktadır. Bugün, 6 milyarlık dünya nüfüsunun yaklaşık % 20 sinin güvenli su kaynaklarından yoksun olduğunu söylemektedir. 1950 yılında kişi başına düşen su miktarı 16.800 m3 iken bu miktar 2000 yılında 7.300 m3′e düşmüştür. Dünya nüfusunun yaklaşık 8 milyarı bulmasanın beklendiği 2025 yılında ise kişi başına su tüketiminin yaklaşık 4.800 m3′e düşeceği tahmin edilmektedir. Tüketimdeki bu azalış su kaynaklarının kıtlığına bağlanacaktır. Kaldı ki 2025 yılına kadar şu an kullanılabilir durumda olan bir çok su kaynaklığı kirlenecektir. Bu kaynaklardan su sağlanamaz duruma gelecektir.

BM verilerine göre Dünya’da 1,4 milyar insan temiz içilebilir sudan mahrumdur. 470 milyon insan su kıtlığı çeken bölgelerde yaşamakta olup bu sayının 2025′te 6 kat artması beklenmektedir. Her yıl 250 milyon insan sudan kaynaklanan salgın hastalıklara yakalanmakta ve yaklaşık 10 milyon kişi hayatını kaybetmektedir. BM 22 Mart Dünya Su Günü (2005) dolayısıyla yaptığı açıklamada kirli suya bağlı sebeplerden dolayı Dünya’da her gün 4 bin çocuğun (20 saniyede 1 çocuğun) öldüğü ve 400 milyon çocuğun da hayatta kalabilmek için ihtiyaç duydukları asgari temiz su imkanından yoksun oldukları belirtilmiştir.

Az gelişmiş ülkelerde bir kişinin günlük içme, yemek pişirme ve temizlik için kullandığı su miktarı 10 litredir. Afrika ve Asya’daki bir kadın günde ortalama 6 km yol kat ederek evine 20 litre su taşımaktadır. Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) `nın 2002 yılında yayınladığı 3. Küresel Çevre Raporu’na göre dünyada,2,4 milyar insan ise güvenli atıksu arıtma hizmetinden yoksundur.

Dünyada Su Tüketimi, dünyada suyun dağılımı,





YAĞMURUN OLUŞUMU

YAĞMURUN OLUŞUMU
Yağış: Suyun bulutlardan sıvı veya katı halde bırakılması olarak tanımlanmaktadır. Havanın sıcaklığına göre yağmur değişik haller almaktadır. Suyun bulutlardan yağmur, sulusepken, kar, yada dolu şeklinde yeryüzüne bırakılmasıdır. Bu durum atmosferik suyun yeryüzüne geri dönüşünün başlıca yoludur. Yağmur çoğu zaman sıklıkla yağmur şeklinde düşer.

Yağmur nasıl oluşur
Yağmurun ilk habercisi bulutlardır. Atmosferdeki su buharı yoğunlaşarak bulutları oluşturur. İki tip yoğunlaşma veya yoğuşma vardır. Bunlar Ani Soğuma ile Yoğuşma ve Isı Vermeden Soğuma ile Yoğuşma olarak tarif edilmektedir. Bu iki yolla oluşan bulutlardan bazıları yağmur getirir, bazıları ise güzel hava. Bu nedenden dolayı değişik bulut türleri vardır.

Bulut türleri ise; Sırrüs Bulutlar (saçak bulutlar), Sırrokümülüs Bulutlar (yumak bulutlar), Sırrosatatüs Bulutlar (tül bulutları), Stratüs Bulutları (katman bulutlar) ve Nımbüs (kara bulutlar) olarak adlandırılırlar.

Hemen üzerimizde hareket eden bulutlar, yağış olarak düşemeyecek kadar küçüklükte fakat görünebilir bulutlar meydana getirebilecek kadar büyüklükte, su buharı ve su zerreleri ihtiva eder.

Su gökyüzünde devamlı olarak buharlaşmakta ve yoğunlaşmaktadır.Şayet buluta yakından bakarsanız, bazı kısımların gözden kaybolduğunu (buharlaştığını), bazı kısımların da büyüdüğünü (yoğunlaştığını) görebilirsiniz.

yağmurun oluşumu, yağmur nasıl oluşur,





ORGANİK TARIMDA ÜRETİM ALANININ HAZIRLANMASI

ORGANİK TARIMDA ÜRETİM ALANININ HAZIRLANMASI
Organik tarla bitkileri yetiştiriciliği yapılan tarlada bulunan zararlıların, hastalıkların ve yabancı otların mücadelesinin yeterince yapılması gerekmektedir. Bu mücadelede TS 12611’in ekinde verilen ve Organik Tarım Yönetmeliğinde müsaade edilen diğer maddeler veya yöntemler de kullanılabilir. Ancak bu durumda, mücadelede kullanılacak ilaçların ve maddelerin, ülkemizde ruhsatlı olması, resmi tavsiyesinin bulunması, kullanılacağı hastalık, zararlı ve yabancı ota karşı etkili olması ve Denetlemeye Yetkili Kuruluş tarafından da uygun görülmesi gerekmektedir.

Organik tarla bitkileri yetiştiriciliği yapılacak tarlada: Toprak işleme: toprağın alt üst edilmeden kabartılması ve havalandırılması şeklinde yapılmalıdır. Bunu
n için toprağı dipten kabartan ve yırtarak işleyen tırmık, kazayağı, dip kazan, yaylı ve yaysız çizer, dik rotovatör gibi aletler kullanılmalıdır. Meyilli tarlalarda toprak işlemesi, meyil yönüne dik olarak yapılmalıdır. Toprak Islahı: Tarlalarda ekimden önce toprak analizi yapılmalıdır. Topraktaki organik madde miktarını ve mikroorganizmaları artırmak için, uygun baklagil bitkileri yetiştirilmeli, kompost, fındık zurufu kompostu, vs. gibi organik maddeler uygulanmalıdır. Bunlara ilave olarak, toprak pH’nı düzeltmek, uzun vadede toprak verimliliğini arttırmak ve mineral madde dengesini sağlamak için, mevcut organik maddelerin dolaşımı sağlanmalıdır. Gerektiğinde yeşil gübreleme yapılarak, topraktaki azot/potasyum, azot/fosfor ve azot/karbon dengesi kurulmalıdır. Toprak ıslahında kullanılacak maddeler, Denetlemeye Yetkili Kuruluş tarafından bu standarda uygun olarak belirlenmeli ve yine bu kuruluşun denetiminde ve kontrolünde kullanılmalıdır.

organik tarımda üretim alanının hazırlanması,





ORGANİK TARIMDA GENEL KURALLAR

ORGANİK TARIMDA GENEL KURALLAR
Organik tarla bitkileri üretimi yapılan alanlarda, yüksek enerji tüketen ve çevre kirliliği yaratan hiçbir girdi kullanılmamalıdır. Organik tarla tarımına geçiş dönemi, ekolojik yönetimin başlamasından, ekolojik ürünün belgelendirilmesine kadar geçen dönemi kapsar. Bu dönem tarla ürünleri için genel olarak, tarlanın işlenmesinden itibaren iki yıldır. Ancak geçiş dönemi başlangıcından önce, aşağıdaki uygulamalar yapılmış ise bu geçiş süresi, Denetlemeye Yetkili Kuruluşun izni ile kısaltılabilir:
a) Bakir topraklarda üretim yapılacak olması,
b) Geleneksel üretimde, organik tarımda müsaade edilen girdilerin kullanılmış olması,
c) Önceki yıllarda herhangi bir “Entegre Mücadele Teknik Talimatına” uygun olarak Entegre Mücadele Programı uygulanmış olması,
d) Kullanılan zirai mücadele ilaçlarının parçalanma sürelerinin çok kısa olması,
e) Toprağın önceki kullanım durumunun biliniyor olması.

Organik tarla bitkileri üretimine geçmek isteyen üreticiler, geçiş programlarında işletmenin tarihçesi, mevcut durumu, üretilen ürünler, kullanılan bitki besleme maddeleri, zirai mücadele uygulamaları ve hayvan yetiştiriciliği ile ilgili bir durum tespiti yapar. Buna göre, ekolojik tarıma geçiş döneminde yapılacak değişiklikler bir iş takvimine bağlanmalıdır.

organik tarımda genel kurallar, organik tarım nedir,





KÜRESEL ISINMA TARİHİ

KÜRESEL ISINMA TARİHİ
Günümüz toplunu etkileyen ve ilgisini son 20 yıl içinde çekmeye başlayan ve sürekli artan sera etkisi ve küresel ısınma, yaklaşık 100 yıldır bilinmekte ve bilim adamları tarafından incelenmektedir. Atmosferdeki CO2 birikiminin değişmesine bağlı olarak, iklimin değişebilirliği ilk kez 1896 yılında Nobel ödülü sahibi İsveçli S. Arrhenius tarafından öngörülmüştür.

Ancak, ilk kez 1979 yılında Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) öncülüğünde “Birinci Dünya İklim Konferansı” düzenlenmiş; fosil yakıtlardan ve CO2 birikiminden kaynaklanan küresel iklim değişikliği vurgulanmıştır.

Yapılan ilk ciddi konferans, 5-12 Haziran 1992 tarihindeki Rio Konferansı’dır. Bu konferans sonucunda Rio Deklarasyonu yayımlanmış; Birleşmiş Milletler ve Avrupa Topluluğu ülkelerinin de içinde bulunduğu 184 ülkenin taraf olduğu Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 21 Mart 1994 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

küresel ısınma tarihi, küresel ısınma nedenleri,





DÜNYAMIZ VE KÜRESEL ISINMA

DÜNYAMIZ VE KÜRESEL ISINMA
Dünyanın yüzeyi güneş ışınları tarafından ısıtılmaktadır. Dünya bu ışınları tekrar atmosfere yansıtıyor ama bazı ışınlar su buharı, karbondioksit ve metan gazının dünyanın üzerinde oluşturduğu doğal bir örtü tarafından tutuluyor. Bu da yeryüzünün yeterince sıcak kalmasını sağlıyor.Ama son dönemlerde fosil yakıtların yakılması, ormansızlaşma, hızlı nüfus artışı ve toplumlardaki tüketim eğiliminin artması gibi nedenlerle karbondioksit, metan ve diazot monoksit gazların atmosferdeki yığılması artış gösterdi.

Bilim adamlarına göre işte bu artış küresel ısınmaya neden oluyor. 1860’tan günümüze kadar tutulan kayıtlar, ortalama küresel sıcaklığın 0.5 ila 0.8 derece kadar artığını gösteriyor.

Bilimadamları son 50 yıldaki sıcaklık artışının insan hayatı üzerinde farkedilebilir etkileri olduğu görüşünde. Üstelik artık geri dönüşü olmayan bir noktaya yaklaşılıyor. Hiçbir önlem alınmazsa bu yüzyıl sonunda küresel sıcaklığın ortalama 2 derece artacağı tahmin edilmektedir.

2007’nin de dünya genelinde kayıtların tutulmaya başlandığı son 150 yıllık dönem içinde en sıcak yıl olabileceği öngörüsü var. Peki bu sıcaklık artışı yani küresel ısınma nelere yol açıyor, hayatımızı nasıl etkiliyor.

dünyamız ve küresel ısınma, küresel ısınma etkileri,





KÜRESEL ISINMANIN TÜRKİYE ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

KÜRESEL ISINMANIN TÜRKİYE ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
Türkiye karbondioksit salınımında %1.3’lük payla 13. sırada yer alıyor. 1990 yılında atmosfere yıllık olarak 200 milyon ton karbondioksit bırakırken bu salım 2004 yılında yaklaşık 350 milyon tona yükseldi. Türkiye’de 2010 yılında ise bu miktarın 400 milyon tonları aşması bekleniyor. Şu anda %72.6 oranındaki karbon salınımı artışıyla OECD ülkeleri arasında en yüksek salınım artışına sahip ülkeyiz.

Küresel ısınmanın sebep olduğu pek çok etkiyi hâlihazırda yaşamaktayız. Verimli ovalarımız gitgide çölleşmekte, nehirlerimiz ve göllerimiz kuruyup su kaynaklarımız azalmakta, Türkiye fauna ve florasında bulunan pek çok canlı türü yok olmakta, her yıl “en sıcak yaz”ı yaşamaktayız. Diğer yandan her geçen artan çevre kirlilikleride ülkemizi olumsuz yönde etkilemektedir. İstanbul Teknik Üniversitesi Avrasya Yerbilimleri Enstitüsü’nün hazırladığı bir senaryoya göre, küresel ısınma aynı şekilde devam ederse, 2070 yılında Türkiye’de yaşanan sıcaklıkların 6 °C’ye kadar artması söz konusu. Buna göre yaz aylarında

Türkiye’nin batı ve kuzey bölgelerinde sıcaklıklar 5 ilâ 6 °C, Orta ve Doğu Anadolu ile Güneydoğu Anadolu’da ise 3 ilâ 4 °C kadar yükselecek. Kış aylarında da sıcaklıklarda 2 – 3 °C arasında bir yükselme bekleniyor. Türkiye’nin ekosistemi değişiyor ve pek çok canlı türü yok olma tehlikesi yaşıyor.

Mevsimler birbirine karışıyor, baharı görmeden yaz geliyor. Dünyanın her yerinde görülmeye başlayan kavurucu sıcaklar, kuraklık, seller, insanlığın yeni kabusu küresel ısınmaya işaret ediyor. Olumsuz zamanlarda yağan ani şiddetli yağmurlar ülkemizde çeşitli bölgeleri olumsuz yönde etkilemektedir. Bazı bölgelere şiddetli yağan ama bazı bölgelere hiç yağmayan yağmurlar küresel ısınmanın ülkemizde ki olumsuz etkilerini göstermektedir.

İşte G8 ülkeleri bu felaket senaryolarının gölgesi altında bugün İskoçya’da toplanıyor. Toplanıyor toplanmasına ya, kimse bu toplantıdan insanlık adına yararlı bir sonuç çıkmasını beklemiyor. Çünkü insanlığın çıkarları ülke çıkarlarının önüne bir türlü geçemiyor. Ankara Ticaret Odası’nın hazırladığı “Küresel Isınma kıskacında Türkiye” raporuna göre, Türkiye iklim değişikliğinin olumsuz etkileri açısından “risk grubundaki ülkeler” arasında yer alıyor. Türkiye’de kuraklaşma, seller hızla artmaktadır. Diğer yandan içilebilir temiz su kaynakları giderek azalmaktadır. Son 70 yılda 70 istasyonda kaydedilen sıcaklık verilerine göre, Türkiye’nin yıllık ortalama sıcaklıkları artma eğilimindedir. Özellikle Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki ısınma oranları, her 10 yılda 0.07- 0.34 derece arasında artıyor.

Dünya Yaban Hayatı Koruma Fonu (WWF) nın raporuna göre Akdeniz havzasında bulunan Türkiye’de 40 dereceye yakın sıcaklıklar mevsim normali olacak. Tarım alanlarının ise yüzde 40’ı kuruyacak. Bu durum ise butun canlıların yaşamını olumsuz etkileyecek.Tarım alanlarının olumsuz etkilemesi beraberinde her alanın etkilenmesi anlamı taşımaktadır.

Genel bir bakış ile, küresel ısınma aynı şekilde sürmeye devam ederse ülkemizin aldığı yağış miktarı daha da azalacak ve başta GAP bölgesi olmak üzere Türkiye’deki tüm nehirlerin taşıdığı su miktarı düşecek.

Bu durum barajların su seviyesini azaltacak ve hidroelektrik enerji üretimini ciddi şekilde engelleyecek. Yüksek basınç kuşağının kuzeye kaymasıyla birlikte Türkiye’de hâkim olabilecek tropikal benzeri bir iklim düzensiz, ani ve şiddetli yağışlar, seller, hortum, kasırga, heyelan ve erozyona neden olacak. Isınmayla birlikte denizlerimizdeki su akıntıları ve sıcaklık rejimleri iyice değişecek ve bu durum balıkların göç yollarının bozulmasına neden olacak.

Şimdiden denizlerimizde tropikal iklim balıklarını görmeye başladık bile. Yüksek sıcaklıklarla beraber orman yangınları artacak, tarımsal hastalıklar ve tarım zararlılarının miktarında önemli yükselişler gözlenecek. Kuraklık, Türkiye’de üretilen tarımsal ürünlerin hem çeşidinin hem de miktarının azalmasına neden olacak. Çok daha sık ve uzun süreli kuraklıklar yaşanacak. Kar yağışı giderek azalacak, kış mevsiminin tamamen ortadan kalkması söz konusu olabilecek.
İklim değişikliği göçlere de sebep olacak; insanlar kuzeydeki bölgelere yerleşmeye çalışacak.Bu arada dünya çapındaki buzulların erimesinin etkisiyle Türkiye’deki deniz seviyesi de yükselecek. Kıyı şeridi ve deltalardaki tarım alanları, plajlar, yat limanları kullanılamaz hale gelecek.

Türkiye ve dünya gitgide daha yaşanmaz bir hal alıyor. Bu durumu çeşitli sebepler öne sürerek umursamayan insanlar, kurumlar ve hükümetler moral bozuyor olsa da; bir şeyler yapmaya çalışan insanların ve kurumların varlığı umudumuzu kaybetmememizi sağlıyor ve bizim de kendi çapımızda bir şeyler yapmamız gerekliliğini hatırlatıyor.

2070’de Türkiye genelinde sıcaklıklar 6 derece kadar yükselecek, Karadeniz Bölgesi dışında yağışlar iyice azalacak. Ekosistem değişince, birçok canlı türü de yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacak. İstanbul Teknik Üniversitesi Avrasya Yerbilimleri Enstitüsü, küresel ısınmasının, Türkiye üzerindeki etkilerine ilişkin bir senaryo hazırladı. Bu senaryoya göre, küresel ısınma aynı şekilde devam ederse, 2070’te Türkiye genelinde sıcaklıklar 6 derece kadar yükselecek. Ekosistem değişecek, canlı türleri yok olma tehlikesi yaşayacak. Prof.Dr. Nüzhet Dalfes, Türkiye’nin küresel ısınmayla mücadele karşısındaki tutumunu, “İlk defa bir yerde Türkiye Cumhuriyeti hükümeti bizden bilgi talep eder durumda oldu. Bu tabii bizi çok sevindirdi ama Türkiye bu açıdan geç kalmış bir ülke” sözleriyle eleştirdi.

Çevre ve Orman Bakanlığı’nın isteğiyle, “Türkiye için iklim değişikliği senaryoları” başlıklı bir rapor hazırladıklarını söyleyen Dalfes, şu ana kadar elde edilen verilerin, 2070 -2100 yılları arasını kapsadığını açıkladı. Dalfes, çalışmayla en kötü durum için hazınlanmış bir projeksiyon yapıldığını dile getirerek, “Türkiye’yi hoş olmayan bir tablo bekliyor” dedi. Eldeki verilere göre küresel ısınma aynı şekilde devam ederse, yaz aylarında Türkiye’nin batısında sıcaklıklar 5 ila 6 derece, Orta ve Doğu Anadolu ile Güneydoğu Anadolu bölgelerinde ise 3 ila 4 derece yükselecek. Kış aylarında da sıcaklıklar 2 ila 3 derece yükselecek. Senaryoya göre, 2070 yılında Karadeniz Bölgesi’nde yağışlar yüzde 10 ila 20’lik artış gösterecek, güneyde ise yüzde 30’a kadar azalacak. Prof. Dr. Nüzhet Dalfes, iklim değişikliklerinin farklı şekillerde hissedileceğini, önümüzdeki on yıllarda iklimin değişikliğinin daha fazla hissedileceğini vurgulayarak şöyle diyor: “Kar yağdığı kışlar da olacak, daha az kar yağdığı kışlar da olacak.

küresel ısınmanın türkiye üzerindeki etkileri, küresel ısınma nedenleri,





KÜRESEL ISINMA

KÜRESEL ISINMA
Sanayi devriminden beri, özellikle fosil yakıtların yakılması, ormansızlaşma ve sanayi süreçleri gibi çeşitli insan etkinlikleri ile atmosfere salınan sera gazlarının atmosferdeki birikimlerindeki hızlı artışa bağlı olarak, şehirleşmenin de katkısıyla doğal sera etkisinin kuvvetlenmesi sonucunda, yeryüzündeki ve atmosferin alt bölümlerindeki (alttroposfer) sıcaklık artışına “KÜRESEL ISINMA” adı verilmektedir.

Dünyanın ilk seri üretim hybrid otomobili Toyota Prius’un üretimine 2000 yılında başlandı. Bu başlangıç, birçok üreticinin de çalışmalarını hızlandırdı ve hybrid teknolojisi tüm dünyada yayılmaya başladı. Birçok ülkede hybrid otomobiller için vergi indirimi uygulanmakta. Fransız hükümeti elektrikli arabaları şarj etmek için ülke içinde bir ağ oluşturmaya karar verdi.

Fransızlar elektrikli otomobil şarj istasyonlarının kurulumu için 2.2 milyar dolar bütçe ayırıyor.

Küresel ısınma , küresel ısınma nedenleri,